Yüksel, Kral Cantona!

Futbol tarihinin gördüğü en ikonik isimlerden biri…

Eric Cantona’nın film sektörüne giriş yapması futbol kariyerinin hemen sonrasına denk gelir. Fakat Fransız futbol uzmanı Julien Laurens’a göre Cantona bundan çok daha önce bir film yıldızı olmuştu. Laurens: “Bu, insanlara ilham verecek ve onları büyüleyecek bir senaryo çünkü tamamen Eric Cantona’nın hikayesini anlatacağız…”

Sky Sports’un “Football’s Cult Heroes” serisinden çevirilmiştir.

Neler olduğunu ve nasıl sona erdiğini biliyorsunuz. Fakat bu tekrar tekrar izlediğiniz, her izlediğinizde farklı duygular uyandıran türdeki filmlerden. Cantona bir kraldı, fakat bir o kadar da insandı!

Takım arkadaşları, Manchester United’a değil de dönemin ünlü rock grubu “The Jam”e katılacakmış gibi geldiğini, fakat Sir Alex Ferguson’un bir numaralı evladı olduğu için paçayı kurtardığını söylüyor. Cantona, Fransa’da istenmeyen adamdı, Leeds United’dan gönderilmişti. Fakat kariyerinin en karanlık anında bile – o meşhur kung-fu tekmesinden sonra – Fergie, bir scooter üzerinde, Paris sokaklarında onu kovalamak pahasına Eric’i destekliyordu.

Yaşananlar Laurens’a göre “Futbolun ürettiği en iyi hikayelerden biri”; “Kendi ülkesinde yapamayan ve yanlış anlaşılan bir adam, yurtdışına gitmek ve gittiği o krallığı fethetmek zorundaydı. Kral oldu, çünkü o Kral Eric’ti.”

İngiltere’yi fetheden adam!

Takvimler 1992 Ağustos’unu gösterdiğinde futbol tamamen yeni bir oyun haline gelmişti. İngiliz futbolunun “Big Bang” anı olarak kabul edilen yeni Premier Lig dönemi ve akabinde gelen yüz milyonlarca pound her şeyi değiştiriyordu.

Hala birçok kişi için 1992 yılı “Yıl Sıfır” yani başlangıç noktası olarak kabul edilir.

Başlangıç noktasının hemen öncesinde, 1991-92 sezonunda şampiyon Leeds United olmuştu. Fakat Howard Wilkinson’a göre Leeds’in tanınırlığı ve popülaritesi hayli azdı. Buna karşın başına buyruk Fransız Eric Cantona büyük bir popülerlik kazanıyor, kazandığı popülarite Elland Road’un dışına kadar uzanıyordu. Ancak işin aslı mızrak çuvala sığmamaya başlamıştı. “Eric” kitabının yazarı Wayne Barton, “Aldığı krediye kızmışlardı” diyor:

“Wilkinson, Leeds’i üst seviyeye çıkartan bu takımın kuruluşunda harika bir iş çıkarttı. Bunu yaparken muhteşem bir orta saha kurdu – Gordon Strachan, Gary Speed, Gary McAllister – ve muazzam işler başardılar. Cantona ise pastanın üstündeki çilekti. Oysa herkes Fransız yıldızın takım üzerinde büyük bir etkisi varmış gibi konuşuyordu.”

Eric takıma sezon başında Fransız ekibi Nimes’den katılmıştı. Forma giydiği ilk 15 maçta 3 kez fileleri havalandırırken, aradan geçen birkaç ay sonra Tottenham’a karşı yaptığı hat-trick onu tarihe geçirmişti.

Fakat bağımsız kişiliği problem yaratıyordu. Barton: “Cantona çok çalışkan biridir fakat takıma uyum sağlayamamıştı” diyor. “Kot pantolonu, kirli bir takım elbise ya da başka bir şeyle ortaya çıkardı. Oluşan bu durum Wilkinson’ı yanlış bir yola soktu çünkü onun üzerinde hiçbir kontrolü yokmuş gibi gözüküyordu.”

Yaşananlar yeni şeyler değildi. Uzun disiplinsizlik sicili yüzünden Cantona henüz kariyerinin başındayken yerel kulüpler ondan uzak durmuştu. Takım arkadaşlarıyla kavga etmekten korkunç müdahalelere, antrenörlerine hakaret etmekten kulüp yöneticilerini aşağılamaya kadar birçok vukuatı olan Eric adeta bir kendi kendini yok etme görevindeydi.

Fransız Futbol Federasyonu ile yaşadığı bir başka kavganın ardından 1991 Aralık ayında, henüz 25 yaşındayken futbolu bıraktığını açıklaması sonrası gerilim doruk noktasına çıkmıştı. Laurens’a göre: “Öyle bir noktaya gelmişti ki hiç kimse onu istemiyordu.”

“O noktada Cantona için gidilebilecek hiçbir yer, geri dönüş yoktu. Fransa’daki hiçbir takım onu istemiyordu. Tam bir “persona non grata (istenmeyen kişi)” haline gelmişti. Fransız futbolu içerisindeki kimse onunla bir anlaşmaya varma isteği taşımıyordu.”

“Yani kariyerine devam etmek istiyorsa tek yolunun yurtdışına – İngiltere, İspanya, İtalya hatta daha da uzağa – gitmek olduğu duyusuna kapılmıştı. Onu kim isterse orada olacağı bir duruma geldi. Bu duruma nasıl gelindi? Adam tam bir baş belasıydı. Kendi kulüplerine çok fazla sorun çıkardı. Ona para ödüyorsun ve sahada bir geri dönüş almak yerine kötü manşetler, çıkardığı sorunlar ve disiplin eksikliğiyle mücadele ediyorsun.”

Houllier, Cantona’nın İngiltere’de huzur bulabileceğini gördü

Fransa’daki çoğu kişi ondan umudu kesmiş olsa da Cantona’nın arkasında hala çok kuvvetli iki müttefiki vardı: Michel Platini ve Gerard Houllier.

Fransızların muhteşem Platini’si ona İtalya üzerinden bir kaçış rotası sunmuştu. Fakat dönemin Fransa Milli Takımı Asistan Menajeri Gerard Houllier’in sunduğu fikir Cantona’nın kanalın karşısında evini bulacağı yönündeydi.

Laurens olan biteni şöyle yorumluyor: “Bence Houllier, ki çok zeki bir adamdır, Eric’in aradığı huzur ve özgürlüğü İngiltere’de bulabileceğini daha önceden görmüştü. Bu duygular Fransız yıldızın anavatanında özlemini çektiği şeylerdi. Fransızlar’dan çok daha açık görüşlü olan İngilizler onu daha iyi anlayabilirlerdi. Oraya gittiğinde insanlar onun nasıl giyindiğini, nasıl konuştuğunu, şunu ya da bunu nasıl yaptığını umursamayacaklardı. Tek umursadıkları şey futboldu. O dönem Fransa’da bizler, oyuncunun kişiliğini oynadığı oyundan çok daha fazla önemsiyorduk.”

Yeni dönem Cantona için hiç de kolay başlamadı.

Liverpool onunla anlaşma şansını geri çevirmişti. Leeds ona bir şans verme kararı almıştı fakat 12 aydan kısa bir sürede Elland Road kapıları kendisine gösteriliyordu. Wilkinson ile yaşadığı anlaşmazlık nihayet kaynama noktasına gelirken Kasım ayında Cantona kulüpten kendisini transfer listesine koymaları talebinde bulundu. Kariyeri bir kez daha o tanıdık yola girmiş gibiydi.

Leeds United, Dennis Irwin’i transfer etmek için Manchester United’ı aradığında Sir Alex Ferguson eline geçen fırsatı hissetmişti. Irwin’in takımdan ayrılmasına izin vermesinin hiçbir yolu yoktu fakat Leeds oyuncu satın almak istiyorsa, biraz para kazanmak için Cantona’yı ellerinden almaktan mutluluk duyacaktı.

Bir önceki sezon şampiyonluğun Leeds United’a kaptırılması United taraftarlarının ağrına gitmişti. Kasım ayına gelindiğinde ise kulübün 26 yıldır süren bekleyişi devam edecek gibi gözüküyordu. Yedi maç süren galibiyet alamama serisi ve yalnızca üç gol atılması takımı 10. sıraya kadar düşürmüştü. Cantona’nın gelişi sonrası taraftarlar, onu sezona yeniden hayat veren adam olarak görmeye başlamıştı.

Taraftarlar arasında hala ikna edilemeyenlerin sayısı çoğunlukta olsa da United soyunma odasında hiçbir şüphe barındırılmıyordu.

Dönemin savunma oyuncularından Paul Parker, “İlk olarak söylemeliyim ki Eric Cantona’nın transfer edildiğini öğrendiğimizde hepimiz şoke olduk” diyor. Fakat hissettikleri Fransız ismin olumsuz bir transfer olmasından çok geride kalan sezonun şampiyonu olmasıyla ilgiliydi.

“Önceki sezon şampiyonluğu kazanmış birini alıyorduk. Leeds onun ayrılmasına izin veriyordu. Eric’in kendine has bir havası vardı. Bir İngiliz olsaydı dönüp ona kibirli olduğunu söylerlerdi. Ama Eric olduğu için, belki de o Galyalı kanından ötürü, o kişi, o aura daha önce hiçbir oyuncuda görmediğim bir şeydi. Gerçekten de yaşantımın hiçbir anında herhangi bir oyuncuda görmediğim bir şey.”

Problemlerin adamı tartışmalı kariyerinin ardından United’ı bir neslin gördüğü ilk lig şampiyonluğuna taşıyordu. 22 maçta dokuz gol atmıştı.

Bir Manchester United fanzini olan Red News editörü Barney Chilton o günleri şöyle özetliyor: “O ilk günler inanılmazdı. Evet, hiç şüphe yok, bunu yapıyoruz hissiydi. Kupaya yürümek, biraz güven kazanmak, eksik olan güveni, taraftarın güvenini sağlamak. Biz Manchester United’ız. Bunu yapacağız diye düşündük. Göz alıcı bir dönemdi. Çok başarı gördük, başarıyla kutsandık. Fakat o her şeyin başladığı ilk sezon inanılmazdı. Bize getirdiği o kasıntılık, o sadece bizim için yapılmıştı. George Best’ten bu yana Manchester United için bir oyuncu yapıldıysa, bu Eric Cantona’ydı.”

O bana “Evet bu karizma bir herif!” dedirten ilk futbolcudur

Fransız ismin o bireysel doğası Leeds United’da kabul görmemişti, fakat Old Trafford’da tüm kişiliğiyle kucaklandı. Alex Ferguson Cantona’yı Cantona olması için özgür bırakıyordu.

Parker, nevi şahsına münhasır Cantona’yı şöyle anlatıyor: “Kulüp tarafından verilen blazer ceket, pantolon ve kravatıyla gelirdi. Ama neredeyse her zaman yakaları keser, kravatı inceltir, pantolonuna pililer dikerdi. Paul Weller (The Jam’in solisti) ile The Jam için sahneye çıkacakmış gibi gözükürdü. Ve her zaman bir çift kırmızısı olurdu, ayaklarındaki Nike spor ayakkabıları. Ama tamamen dürüst olmak gerekirse, bir birey olarak o buydu. Hiç kimsenin “Nasıl oluyor da biz yapamıyoruz?” diye düşündüğünü duymadım. Teoride başka kimse için hiçbir zaman önemli olmadı. Çünkü o günlerde Eric’in ne olduğunu yakın zamanda görmüştük.”

Cantona karizmaydı. Genç izleyiciler onu kendileri için yeni bir kahraman olarak görüyor ve tavırlarıyla özdeşleştiriyordu. Sky Sports’daki haber sunucularından Hayley McQueen o dönem Cantona’nın tavırlarına hayran olan gençlerden biriydi; “Orta öğretimim sırasında Fransızca çalışmak havalı hale gelmişti. Ben de o dönem Fransızca çalıştığımdan emin olmalıydım” diyor.

“O zamanlar öğretmenim olan Madam Sinclair için ‘Bu kadın harika. Çünkü bana Fransızca öğretecek ve bir gün Fransa’ya gittiğimde Eric Cantona’ya rastlarsam, onunla sohbet edebileceğim diye düşünüyordum.”

McQuuen, gençliğine damga vuran Fransız yıldız için şunları ekliyor: “Gerçekten bir gençlik rüyasıydı. Cantona o tipte birisiydi. David Beckham için şehvet duyardınız, yatak odanızın duvarlarında Ryan Giggs posterleri olurdu ama Cantona ilk büyük kahramandı.”

Fergie çalışmalarını tamamlayıp takımı onun etrafında kurduğunda…

Ferguson takımla ilgili çalışmalarını tamamlayıp takımı tamamen onun etrafında kurduğunda, işte bu diyordunuz. Kazanmanın formülüne sahipsiniz… Onlar artık durdurulamazdı.

Cantona, İngiliz futbol severleri büyülemeye devam ederken, Fransa’da tartışmalar bir kez daha büyümeye başlamıştı. Fransa genelinde yayınlanan ve haftanın öne çıkanlarını gösteren program, ülkenin diğer liglerde olan biteni öğrendiği tek programdı. Yalnızca üç maç yayınlanıyordu ve hangi maçların yayınlanacağına seyirci oylarıyla karar verilirdi.

Laurens; “Her hafta sonu, herkes sadece Cantona’yı görebilmek için oyunu United’a veriyordu fakat pazar gecesine kadar beklemek zorundaydık. O sıralar ben bir öğrenciydim ve maçlar çok geçti. Bu yüzden yayını kasetlere kaydedip ertesi gün izlerdim” diyor.

“Çünkü bu onu görebilmenin tek yoluydu. Olan biteni L’Equipe’deki makalelerden okuyabilirdiniz fakat Twitter’dan ya da telefondaki herhangi bir aplikasyondan Kırmızı Şeytanlar’ın cumartesi günü ne yaptığını öğrenemezdiniz. Neler olup bittiğini öğrenmek için pazar gecesine kadar beklemek zorundaydınız. Gerçekten inanılmazdı, her hafta sonu acaba bu kez ne yaptı? Güzel bir gol mü attı yoksa galibiyeti getiren gol mü ondan geldi? Muhteşem bir asist mi yaptı ya da inanılmaz beceri hareketleri mi gösterdi? Merak ederdiniz. Bildiğimiz tek şey bunlardan birini kesin olarak yapacağıydı.”

Bir sonraki sezon Eric Cantona’yı bambaşka bir seviyeye çıkartacaktı. Attığı 25 gol ve onlarca asist sonrası United’a ilk dublesini yaptırmıştı. Aynı dönemde Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından “Yılın Oyuncusu” seçilmişti.

Taç giyme töreni tamamlanmıştı… Yüksel, Kral Cantona.

“Bu aşamada Cantona sahnenin sahibi olmuştu, oynadığı anlarda sihirli anlar yaşatıyor, herkesi etkiliyordu” diyor Barton.

“United onsuz da çok iyi bir takımdı fakat o sahada olmadığı anlarda, hala aynı seviyede gözükebilmek için ekstra çaba sarf etmek zorundaydılar. Takımı nasıl üst seviyelere çıkardığına, yaptığı katkının ihtişamına, attığı gollere ve bu golleri atış şekillerine baktığınızda, çevresindeki oyuncuların en iyi hallerini ortaya çıkarttığını görebilirdiniz. Yaşanan 18 aylık dönemde dünyanın en iyi oyuncusunun Cantona olduğunu söyleyebilirim.”

Daha önce çalıştığı menajerler Cantona’yı yıkıcı bir oyuncu olarak görmüş ve çabucak gözden çıkartmıştı. Fakat Ferguson her nasıl olduysa tüm takımı onun üzerine kurmak istemiş ve Kral’ını taçlandırmıştı. Laurens’a göre Ferguson bunu öngörmüş olmalıydı: “Onu tamamen serbest bıraktı ve o da bunun karşılığında en iyisi oldu.”

“Sonunda gerçekten mutluydu çünkü İngiltere ona hem saha içi hem de saha dışında istediği özgürlüğü vermişti. Fransa’da hiçbir zaman bulamadığı özgürlüğü… Sahada onun forvet mi forvet arkası mı 10 numara mı ya da derin oyun kurucu mu olduğunu bilmezdiniz. O tüm bu oyuncuların bir araya getirilmiş haliydi.”

Eric’in takım arkadaşları da soyunma odasında kulaklarını tıkamaları gerekse de yıldız oyuncunun aralarında olmasından mutluydu.

Parker: “Patronun onu idol hale getirdiğinin hepimiz farkındaydık. Oğlu Darren bile Fergie’nin onu oğullarından biri olarak kabul ettiğini ve bir numaralı oğul haline geldiğini söyledi. Hepimiz bunu görebiliyorduk. Bazen antrenmandan önce bir Glasgowlu’nun (Sir Alex Ferguson Glasgow’da doğmuştur.) soyunma odasında kırık bir Fransızca ile konuşmaya çalıştığını duyardınız. Dürüst olmak gerekirse kulağa hiç hoş gelmezdi ve biri size git 1000 kilometre koş dese koşardınız, bu şekilde patronun Fransızca konuşmaya çalıştığını duymanız gerekmezdi.”

Bakıldığı zaman Ferguson’un öfkeli yıldız Cantona’yı kontrol altında tuttuğu görülüyordu. Ancak çatlaklar oluşmaya başladı.

Soyunma odasında kahramanımızla uzun süre zaman geçiren Parker olan bitene ışık tutmayı sürdürüyor: “Sınırları bilirdiniz. Ne zaman güleceğini ne zaman mutlu olmadığını anlardınız. Çünkü Eric sahada hata yapıp yapmadığını kendi kendine yargılayan biriydi. Ona söylemenize, jest ve mimikler yapmanıza gerek yoktu. Hoşuna gitmeyen bir şey söylendiğinde anlardınız. O bakışa sahipti, gözlerinden ne zaman öfkelendiğini anlıyordunuz.”

“Onunla sahadaysanız birinin onu sinirlendirdiğini gözlerinden anlardınız. İşte o zaman sakinleştirmeye çalışmanız gerektiğini bilirdiniz.”

Cantona’yı hala provoke etmek mümkündü. 93/94 sezonunda gördüğü üç kırmızı kart da bunu kanıtlar nitelikteydi. Bu Ferguson’u yıldıracak bir şey değildi ve yıldız oyuncusu için uzun vadeli yeni bir sözleşme için görüşmelere devam etti.

Fakat Ocak 1995’te Palace deplasmanında yaşanan bir olay Cantona’nın kariyerine şüphe çekerken onu ve kulübü medyayla karşı karşıya bıraktı. Palace oyuncusu Richard Shaw ile savaşan Cantona soğukkanlılığını kaybederek oyundan atıldı.

Sahadan çıkması emredilen Cantona yürüyüşe geçmişti. Fakat sonrasında yaşananlar oyununda inkâr edilemez bir iz bırakacaktı. Kung-fu…

Çeviri: Ali Okan Ferik

Siz de Premier Lig’e, tuttuğunuz takıma ya da hayranlık beslediğiniz oyunculara dair yazılarınızı bizlerle paylaşabilir, “prefields@gmail.com” adresi üzerinden bize ulaştırarak web sitemizde ve Twitter hesabımızda paylaşılmasını sağlayabilirsiniz.

8 Mart Salı günü devam edecek…

Kung-fu…

Eric Cantona! Futbol tarihinin gördüğü en ikonik isimlerden biri... Eric ...