Kung-fu…

Eric Cantona’nın hikayesini tamamlıyoruz…

Cantona gördüğü kırmızı kartın ardından Selhurst Park çimlerini terk ederken tarihe geçen anlar yaşandı. Aniden bir taraftara uçan tekme atan problem çocuk, durdurulana kadar geçen sürede bir de yumruğu taraftara isabet ettirmişti.

Olaydan sonra anlaşılacaktı ki Palace taraftarı Matthew Simmons, Cantona’yı tehdit içeren sözlerle taciz etmişti. Simmons, soruşturma sonucu para cezasına çarptırılmış ve 12 ay boyunca futboldan men edilmişti. Fakat olayın görüntüleri yayınlandığı anda dünya basını Eric’i bir “haydut” ve “deli” olarak çoktan etiketlemişti bile.

O gece Fransız ismin önünde oynayan Andy Cole yaşananları şöyle yorumluyor: “Biz oyuncuların bu tarz şeyler yapmak istediği zamanlar olur, ama hiçbir zaman tam anlamıyla oraya gidip bunu yapamayız. Bence o gece Eric, çoğumuzun yıllardır yapmayı aklından geçirdiği şeyi yaptı. Çoğumuzda bunu yapacak “testis” yoktu. Eric sonunda yeter dedi.”

Olay sonrası soyunma odasındaki oyuncular takım arkadaşlarının arkasında durmuş ve yaptığını desteklemişti. Bu sırada Sir Alex Ferguson’un Cantona’nın bir daha geri dönememesinden korkuyordu.
Barton o dönem yaşananlara ışık tutuyor: “Ferguson’un ilk tepkisi Eric’in kovulması gerektiği yönündeydi. Fakat bunu yapma konusunda isteksizdi ve birisinin, onu takımda tutması için ikna edeceğini umuyordu. Bu kararı vermek istemiyordu ama aynı zamanda Cantona’nın geri dönebilmesi için bir yol da göremiyordu.”

“Şükürler olsun ki United’ın bir parçası olan herkes bu işe dahil oldu ve bir yol buldular. Kulübün avukatı Maurice Watkins ‘Bir dakika, bu konuyla ilgili bir polis soruşturması olacak’ dedi.”

Süreç sona erdiğinde Cantona’ya sekiz aylık bir ceza geldi. Ayrıca Fransız oyuncu saldırı suçlaması nedeniyle iki hafta hapis cezasına çarptırılacaktı. Açılan temyiz davası sonrası hapis cezası, toplum hizmeti uygulamasına çevrildi.

Yaşananların ağırlığı ve Cantona’nın eksikliği kendini açık bir biçimde hissettirdi. Manchester United, Premier Lig Şampiyonu unvanını Blackburn Rovers’a kaybetti.

Parker: “Bir oyuncunun yokluğunun takım üzerinde böyle büyük etkileri olmaması gerekir. Fakat Eric’i kaybetmek fark yarattı. Bir oyuncu olarak etraftaydı, antrenmanlara katılıyor, her şeyi yapıyordu fakat oynayamayacağını biliyorduk. Gerçekten zor zamanlardı.”

Manchester United taraftarları arasında Cantona’ya karşı duyulan bağlılık koruyucu bir zihniyeti içeriyordu. Fransız milli marşı Old Trafford çevresinde sıklıkla duyulurken etrafta Fransa bayrakları dalgalanmaktaydı. Taraftarlar Eric’i hayal kırıklığına uğratamayacaklarını düşünüyordu.

Nihayetinde Fergie, yaramaz oğlunun Old Trafford’da kalmasını istedi. Ancak oğlunun yeni bir sözleşme imzalamasından sonra bile, aksaklıklar devam edecekti.

Kapalı kapılar ardında alınan, hazırlık maçlarında bile oynamasına engel çıkartan yasak Cantona’yı sinirlendirmişti. Eric, Kırmızı Şeytanlar’dan sözleşmesinin feshedilmesini istedi. Artık İngiltere’de oynamak istemiyordu ve ülkeden kaçtı. İnter Milan uzun zamandır Cantona’nın peşindeydi.

Sir Alex Ferguson, haşarı çocuğunu kaybetmeye hiç de hazır değildi. Barton, Sir’ün yaptığı fedakarlıkları şöyle anlatıyor:

“Fergie, Fransa’ya kadar onu takip etti. Bir scooter üzerinde Paris’te kovaladı, bir otelde onu buldu ve ona kalması, geri dönmesi yönünde ısrar etti. Açıkçası bu onu geri dönmeye ikna eden müdahale oldu.”

Barton’a göre Ferguson bunu başka hiçbir oyuncu için yapmazdı: “Ne zaman biri ayrılmak istese, onun için tamamdı. Cristiano Ronaldo ayrılmak istediğinde bile onu bir yıl daha kalmaya ikna etti fakat Cantona’ya yaptığı gibi şeyler olmadı.” 

Kung-fu...

“Bazı maçlardan sonra birkaç kez Fransa’da oynadığımızı düşündüğümü hatırlıyorum.”

Cantona geri döndüğünde bambaşka bir United kadrosu vardı. Yaz aylarında Paul Ince, Mark Hughes ve Andrei Kanchelskis’in kulüpten ayrılması sonrası Fergie’nin test edilmiş, onaylanmış sisteminden uzaklaşılmıştı.

92 akademi jenerasyonundan gelecek vadeden gençlerin A takıma yükselmesiyle birlikte Ferguson’un odak noktası artık gençlerdi. Cantona’nın artık yeni sorumlulukları vardı.

“Onu izleyen genç adamlar, David Beckham gibi oyuncular, Cliff’in (dönemin Manchester United antrenman tesisleri) Wembley olarak bilinen kısmında oynuyorlarsa Lyttleton Road’da antrenman yaparlardı. Daha sonra aşağı inip takımın kıdemli oyuncularını izlerlerdi” diyor Barton.

“Yemekten sonra Cantona’nın geleceğini bildikleri zaman, hepsi duvarda onu bekliyor olurdu. Bu bir nevi ‘Sizinle oynayabilir miyiz, size pas verelim mi?’ demekti. Birlikte oynamayı, kapalı kapılar ardında o büyük oyuncuların hareketlerini öğreniyorlardı.”

Ekim ayı geldiğinde, ilham verici liderlerinin geri dönme zamanı gelmişti. Sahnenin adı Old Trafford, oyunun adı Liverpool’du. Eric, takımının sahadan beraberlikle ayrılmasını sağlayan penaltıyı gole çeviriyor ve maç 2-2 sona eriyordu.

Chilton o dönem yaşananlara yakından tanıklık etmişti: “Old Trafford etrafındaki seyyar satıcılar, Fransa bayrağının renklerini taşıyan ürünlerden binlerce satıyordu. Bazı maçlardan sonra birkaç kez Fransa’da oynadığımızı düşündüğümü hatırlıyorum. Barlarda Fransız milli marşını söyleyen İngiliz taraftarları gördüğümde şaşkınlıktan donup kalıyordum. Bunu neden yaptıklarını soracak olursanız, cevabı biliyorsunuz; Cantona…”

Takvim Ocak ayının sonuna yaklaştığında United, Premier Lig şampiyonluğunu bir kez daha kaybedecek gibi gözüktüğünden pozitiflik ortadan kaybolacaktı. Newcastle United puan tablosunda öndeydi ve 12 puanlık fark onları ulaşılmaz gösteriyordu.

Kırmızı Şeytanlar’ın şampiyonluk için ihtiyaç duyduğu şey Cantona’nın tılsımıydı…

“Geri döndüğünde zorlanacağını düşünüyordum, toparlanması zaman almalıydı fakat tamamen odaklanmıştı. Belki ‘Bu iş bana kaldı’ diye düşündü belki de ‘Geçmişte başka kimsenin yapmadığı, Fransa’da bile görmediğim bir şekilde bu kulüp beni destekledi, onlara borçluyum’ düşüncesiyle sahadaydı.”

“Öyle bir dönem oldu ki, skorlar 1-0 Cantona, 1-0 Cantona, 1-0 Cantona’ydı. Tıpkı 1-0 Ronaldo maçları gibi. Bu tür maçlar size şampiyonluklar kazandırır. Hepsi muhteşem maçlar değildi, bazıları kaba saba işlerdi fakat Eric bize yol gösterdi.”

Umursamazlığıyla bilinen o haşarı adam, United’a Newcastle’ı yakalamak için ilham kaynağı olmuştu. Sezonun son günü Middlesbrough deplasmanında gelen galibiyetin ardından Kırmızı Şeytanlar şampiyon unvanına tekrar kavuşuyordu. Bir hafta sonra FA Cup şampiyonluğu da gelecekti. Wembley’de oynanan finalde galibiyet golü yine Cantona’dan geliyordu.

McQueen, “Newcastle çöküşe geçtiği sırada onların sahip olmadığı şeye United sahipti. Manchester’ın Cantona’sı vardı” diyor. Fransız oyuncu son 15 maçta dokuz gol atarken, United alabileceği 45 puanın 41’ini cebine koymuştu.

“Eric ortalama oyuncularla çevrili değildi. Etrafında dünya çapında oyuncular vardı ama göze çarpan sadece oydu. Onun varlığı, baskıyı üstlenmesi ve bu baskıdan kurtulması takımdaki diğer oyuncuların üzerindeki baskıyı tamamen kaldırdı. Diğerlerinin sadece işlerine devam edebilmesini, kendisinin de üstüne düşeni yapabilmesini sağlayan buydu.”

“Futbol İngilizler için yaratıldı, İngiliz futbolu ise Cantona için.”

Kral Eric tekrar zirvedeydi ve kraliyet statüsünü o yaz Wembley’e düzenleyeceği bir başka geziyle taçlandırmanın hayalini kuruyordu. İngiltere, Euro 96’nın ev sahipliğini yapmak için hazırlanırken, o da milli takıma geri çağırılmayı bekliyordu. O sıralar 30 yaşında olan Cantona, kariyerine son verecek bir Hollywood senaryosunun peşindeydi.

Barton; “United için ligi kazanıp ardından İngiltere’de Fransa formasıyla Avrupa Şampiyonu olduğu büyük vedayı planlıyordu. Orası onun eviydi ve bu zaferden sonra gün batımına doğru yola koyulacaktı” diyor.
Fakat futbol her zaman filmlerdeki gibi olmuyordu…

Laurens: “Onun her maçta oynamayı ya da ilk 11’de başlamayı beklediğini sanmıyorum. Ama kafasında 96 Euro ve 98 Dünya Kupasını kazanabileceğini düşünüyordu. ‘Eğer o kupaları kazanırsak harika olur, eğer kazanamazsak hala orada olup herkese neler yapabileceğimi göstereceğim’ fikrindeydi. Fakat 96’yı kaçırdığı gerçeğinden yola çıkarak, 98’de orada olmayacağını çok iyi biliyordu ve hepsi bu kadardı.”

Cantona planını değiştirmek zorunda kaldı.

Artık Manchester United’ın kaptanıydı ve kulübü 1968 yılından bu yana kazanılan ilk Avrupa Kupası’na ulaştırarak veda planını uygun gördü. 1997’de yarı finale çıktılar fakat dönemin Borussia Dortmund’u tarafından elendiler.

Andy Cole; “Kazanmalıydık. Eric’in muhtemel bir Avrupa Kupası kazanmak için en iyi şansımız olduğuna inandığını biliyorum. Sanırım başarılı olamadığımız için hepimiz hayal kırıklığına uğradık. O yıl, o turnuvayı kazanmaya yetecek her şeyimiz olduğunu biliyorduk. Bugün bile kazanamadığımızı düşünmek beni üzüyor.” diyerek anlatıyor yaşadıkları hayal kırıklığını.

“Sanırım ona yeter dedirten tek hayal kırıklığı bu olabilir. Ben bile o günü, nasıl hissettiğimi ve şu an bile duyduğum pişmanlığı düşündüğümde, o gece, sanıyorum Eric için bardağı taşıran son damla oldu.”

Dortmund’a karşı alınan mağlubiyetin üzerinden henüz 24 saat geçmeden Eric Cantona, Sir Alex Ferguson’a emekli olma kararı aldığını iletiyordu. Haftalar sonra gelen bir başka Premier Lig şampiyonluğu bile Cantona’nın fikrini değiştirmeyecekti. Ferguson ve dönemin Kulüp Başkanı Martin Edwards, durumu tersine çevirebilmek için ellerinden geleni yaptı, fakat başarılı olamadı. Barton şampiyonluktan sonraki gün yaşananları şöyle aktarıyor: “Sezonun bitiminden sonraki gün Fergie ve Edwards içeri girdiler, gelecek sezon ne olacağı hakkında konuştular. Ancak Cantona başkan ve patrona gidip ‘Kesinlikle emekli oluyorum, gün bugün’ dedi. Onunla konuşmaya çalışmadılar, bu zahmete girmediler bile. Çünkü sesindeki o ton, o tını her şeyi gösteriyordu. O an ikna etmeye çalışmanın hiçbir anlamı olmayacağını biliyorlardı.”

Fransız basınında haber ilk kez 1997 Mayıs ayında çıktı. Birçok kişi haberin doğru olduğuna inanmıyordu. McQueen; “Ceefax’de (dönemin BBC tarafından aktarılan alt yazı haberleri) okuduğumu ve hemen Teletex’e geçtiğimi hatırlıyorum. Birçok haberi genellikle oradan öğrenirdiniz. Fakat haberin doğru olup olmadığını anlamak için ertesi günün gazetelerini beklemek zorundaydınız” diyor.

“Manchester United’ın bittiğini düşündüm. Tabii ki bir oyuncu kulüpten büyük olamaz. O zamandan beri harika oyuncularımız oldu. Fakat o zamanlar, asla Cantona’dan daha çok sevebileceğimiz oyuncular -Cristiano gibi- olacağını düşünemezdim.”

McQueen için o gün yaşadığı şok hala çok taze; “İşte bu kadar diye düşündüm. United’ın ligi bir daha asla kazanamayacağını, bir daha böyle günler yaşamayacağımızı, asla eskisi kadar heyecanlı olamayacağımızı düşündüğümü hatırlıyorum.”

Ancak başarı yine de devam etti. Kırmızı Şeytanlar’ın beklediği o gün nihayet, Cantona’nın ayrılmasından iki yıl sonra geldi. Şampiyonlar Ligi şampiyonu, Manchester United olmuştu.

“Düğünümde Eric Cantona’nın donunu giydim!”

Çoğu insan için United, her zaman Sir Alex Ferguson tarafından inşa edilmiş bir yapı olarak kalacak. Ancak Barton’a göre Ferguson, bu yapıyı inşa ederken temelleri Cantona ile atmıştı:

“Garip bir ilişkileri vardı, kesinlikle karmaşıktı. Ferguson’un Ronaldo ile yaşadığı babacanlıkta değildi. Ama belki de bunu düşünmemizin sebebi, Eric’in o günlerdeki başarı üzerinde büyük bir etkisinin olmasıydı. Onu neredeyse Fergie ile eşit öneme sahip olarak görürdünüz. Bilirsiniz işte, Cantona olmasaydı bunlar olmayacaktı.”

Tıpkı United gibi, Fransa’da Cantona’nın emekliliği sonrası en mutlu anlarını yaşayacak, 98 Dünya Kupası’nı kendi sahasında kazanacaktı. Fransa kariyerine ilişkin duyulan pişmanlık, artık bir kabul görme halini almıştı.

Laurens: “Her zaman karışık duygular taşıyacağız. Çünkü Fransa futbolunda başarılı olamadığı için temelde başarısızlığının bizim de parçası olduğumuz bir deha olacak. Ama aynı zamanda İngiltere’nin onun için yaratıldığı duygusunu da taşıyacağız.”

“Futbol İngilizler için yaratıldı, İngiliz futbolu ise Cantona için.”

Cantona’nın İngiltere futboluna vurduğu damga tartışılmaz. Çıktığı 220 maçta attığı 96 gol ve kazandığı 5 şampiyonluk. Eric Cantona, Manchester United’ın Sir Alex Ferguson yönetiminde dönüşeceği şeyin katalizörüydü.

Bir çağı tanımlayan oyuncu oldu. Bir iyi, bir kötü bir de çirkin vardı.

Futbol kariyerini asla bir Hollywood filmi gibi bitiremedi. Ancak onda her zaman bir film yıldızı havası vardı. Zaten futbol defteri kapandıktan sonra sahnede ve ekranda oyunculuk kariyeri devam edecekti.
Fakat United taraftarı için o yalnızca Kral’dı.

Birçok taraftar hala Old Trafford’Da 7 numaralı formayı giyerken yakalarını dikiyor. Fakat bazıları kahramanlarına daha yakın hissedebilmek için daha da ileri gitmeyi göze alıyor. Ne derler bilirsiniz, aşk sınır tanımaz.

Chilton’ın Cantona hikayesi de işte o sınır tanımaz aşkı gözler önüne seriyor: “Eric’i bir plaj futbolu turnuvasında gördüm. Harika bir insandı. Bir saat boyunca hayranlarının yanında kaldı. Giderken şortunu ve iç çamaşırını orada bırakmıştı. Ben de onları kaptım tabii ki.”

Chilton’ın hikayesi sadece Cantona’nın şort ve iç çamaşırını almakla bitmiyor: “Düğünümde Eric Cantona’nın donunu giydim! Yıkandı tabii ki. Eric’in bir parçasının yanımda olduğunu düşünmek… Şimdi düşünce size mantıklı gelmeyebilir ama bu yalnızca bir taraftarın mantığı.”

“İşte böyle, Eric Cantona için Tanrı’ya şükredin ya da Tanrı için Eric Cantona’ya…”

Çeviri: Ali Okan Ferik

Siz de Premier Lig’e, tuttuğunuz takıma ya da hayranlık beslediğiniz oyunculara dair yazılarınızı bizlerle paylaşabilir, “prefields@gmail.com” adresi üzerinden bize ulaştırarak web sitemizde ve Twitter hesabımızda paylaşılmasını sağlayabilirsiniz.